Kalp Kırıklığından Ölmek Kolay*

Hep söyleriz “zaman ne çabuk geçiyor” diye. Bu cümle hiç şu an kurduğum kadar doğru olmamıştı benim için. Düşünsenize Gezi’nin üzerinden tam 1 yıl geçti. Parkın yanından sanki öylesine bir yermişçesine geçmeye alıştı bile belki kimilerimiz. Bense yayalaştırma projesinin vücut bulduğu(ya da bulamadığı) o hiçlik meydanından her geçişimde parka dönüp gülümsüyorum. Yaşamayanın anlayamayacağı ama mucizelere inandıran o günleri herhalde hayatımın sonuna kadar unutmayacağım ve düşündükçe gözlerim dolacak.

Ondan sonra bir sürü şey oldu. Gündem hep yoğun zaten. Ben etrafımdakilerin biraz daha fazla farkında olduğum için mi bu kadar yoğun geldi, yoksa yıllardır böyle miydi bilemiyorum. Ama son 1 yılda olanların gerçekten yenilir yutulur cinsten şeyler olmadığını biliyorum. En büyük başlıklar herhalde 17 Aralık, seçim usulsüzlükleri ve Soma olacaktır. Ancak bu büyüklerin yanında her gün öyle şeyler oluyor ki, gülümsemeyi seven ve külfet gibi görmeyen insanların bile mutlu hissetmesi gitgide zorlaşıyor.

Ve ben bu ülkede yaşayan insanların nasıl olup da kalp kırıklığından ölmediğine şaşırıyorum.  Yaşananları gördükçe hissettiğin yürek sıkışması, haksızlığı yapanın bunu önlemekle görevli kişilerden çıkmasının getirdiği nefes alamama, apaçık ortada olan şeylerin utanmazca ve umursamazca reddedilmesi karşısında beyinden aşağıya kaynar suların inmesi hissi. Ancak belki de en önemlisi, ne tarafa, hangi makama gidersen git adaletin gerçekleşmeyeceğini anlamanın getirdiği kalp kırıklığı. Kısa, basit ve net. Ülkene, ülkenin geleceğine olan inancının azalmasının, bugünlerin yakında biteceğine, asgari müşterekte buluşulabileceğine, “artık o kadar da değil” cümlesini her gün inanarak kurmanın getirdiği his. Bir sevgilinin aldatması, çocuğun annesine kötü bir laf etmesi karşısında hissedilenden daha ağır bir şey. Umutsuzluk da giriyor içine, çaresizlik de, üzüntü de, hatta kızgınlık da. Ama içler dışlar çarpımı yapıp sonuca bakınca benim gördüğüm kocaman bir kalp kırıklığı. 

O yüzden gerçekten merak ediyorum; ben başıma gerçekten ciddi bir şey gelmemişken böyle hissediyorsam, bu olanlardan birebir etkilenmiş insanlar yaşamaya nasıl devam edebiliyorlar? Dövülerek, vurularak, ihmalle öldürülenlerin, uzuvlarını kaybedenlerin, delil olmadan hapishanede çürütülenlerin yakınları hayatta kalmayı, gerçek anlamıyla yaşamayı nasıl başarıyorlar? Ve bundan 2 sene, 5 sene, 10 sene, hatta 20 sene sonra eğer hala bir şeyler değişmemiş olursa, biz yine her allahın günü böyle mi hissediyor olacağız, yoksa artık hiçbir şeyi umursamamayı öğrenip, yaşamaya içimizde hiçbir heyecan kırıntısı olmadan mı devam edeceğiz?

Buruk bir yıl dönümü…

Yine de kutlu olsun!

*Başlığı okuyup da içinden “Haziran’da ölmek zor” demek gelmeyen kaç kişi var?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s