Teras takılmaları no bilmem kaç ve eski günler

Dün akşam kankamsız ilk etkinliğimizi gerçekleştirdik. Bu aralar sürekli kanka lafı ediyorum evet ama napiym, burada olsaydı en iyi ihtimalle 2 haftada bir kere görüşeceğim adamla şimdi hergün buluşasım geliyor; yok ya burada şimdi, illa ki bizde olmayanı isteriz ya hani… O yüzden galiba, onun olmayışına epey hüzünlendim akşam. Dönüşte onu arayasım ve yine saçma sapan şeyler anlatasım geldi. Onun yerine sonuna kadar açık camdan gelen rüzgara verdim kendimi, rüzgar sevmeyen birisi olarak yüzümü yalayıp geçmesinden keyif almaya çalıştım. Lakin bir yanım hep buruk.

Dün yine kendiliğinden gelişiveren bir şekilde Samet’te buluşup film seyretmek üzere sözleştik. Asya ve Samet’in dışında grubun diğer elemanı da Cemşid. Benim -herhalde daha 1 ay falan sürecek dişçi maceram nedeniyle- randevum vardı, oradan gidecektim. Kahve Dünyası’nda buluştuk ve sandviçlerimizi yedik. Dolgu için doktorun yaptığı iğne nedeniyle ağzımı toparlayamadığımı hissettim bir ara; sanki ağzımın sağ ön tarafı fazlaydı. Neyse ki bu sefer 2 saat falan gibi bir sürede tamamen geçti uyuşukluk. Aslında feci şekilde Buz Devri 3 izlemek istiyorduk ama çıkalı 1 hafta olmasına rağmen daha dvdcilere düşmemiş film. Asya ve Samet de eğlenceli bir şey olsun diye “The Accidental Husband”ı almışlar. Bendeniz başrolde oynayan
Jeffrey Dean Morgan kişisini çok hoş bulmakla birlikte, filmin gerçekten de fazla boş olduğunu bildiğimden başka bir film arayışına girdim. Samet’in dvd arşivini karıştırdık;
Ben: Madagaskar?
S: Olmaz onu yeni izledim
B: Horton?
C: Ben onu izledim
B: Monsters Inc.?
S / C: Yaaaa
B: Mamma Mia?
C: İzledim
B: X?
S: 5 kere izledim
B :Y?
C: 3 kere izledim.
……
……….
…………..
S: İzledim ama tekrar izlerim
B: Ben de öyle
A & C: Biz izlemedik
ve OLEEEY! En nihayetinde anlaşabildik bir film üzerinde. Hem de öyle ehven-i şer falan da değil, basbayağı güzel bir seçim oldu. İçerisi biraz sıcak olduğu ve terası bırakıp gitmek istemediğimiz için hoparlörleri ve kanepenin minderlerini dışarıya taşıdık, duvar kenarına karargah merkezini kurduk. Samet’in kedisi Amos tepemizden geçer diye korktuk ama pek bulaşmadı Allah’tan.

Önerdiğin bir şey diğerleri tarafından beğenilince sevinirsin ya, işte ben de Asya ve Cemşid filmi beğenince çok sevindim. Herkes kendinden bir şeyler buldu Celine ve Jesse’nin konuşmalarında. Aslında bir ara yeniden izlemek istiyordum o filmi, dün akşama kısmetmiş, o bakımdan da iyi oldu.


Sonra, bu aralar pek bir kibarlaşan, centilmenleşen hatta sevimlileşen Samet oğlan Türk kahvesi yaptı bize, afiyetle yudumladıktan sonra kalktık. Yalnız kahveleri beklerken kanepe minderlerinden oluşan sedirimizde Cemşid ile oturur, bir yandan da gökyüzüne bakarak müzik dinlerken Antalya günlerim geldi aklıma. Üniversite hazırlıktan sonra babamın bir arkadaşının otelinde çalışmaya gitmiştim. Orada santraldeki kızlardan biriyle çok iyi anlaştık, kendisi çok yakında, Manavgat’ta oturduğu için beni de sürekli çağırıyordu evine, ben de neredeyse hiç reddetmiyordum. Onunla bazen arka balkondaki divanda kimi oturup kimi uzanırak geceyi seyrederdik. İşte aynen o güzel günler geldi aklıma. Samet’in terasında gerçekten de sabaha kadar uzanabilirdim…

Normalde yaptığımın aksine, bilerek ve isteyerek, diğer insanların çalışma şartlarıyla ilgili empati duygusundan tamamen uzak bir şekilde ve basbayağı bencilllikle şunu düşündüm; çalışma hayatı beni gerçekten yoruyor.


Son olarak buyurun lütfen, filmden süper bir şarkı:



Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s