Yol arkadaşım

Şimdi telefon çaldı ve “yol arkadaşım” aradı. Her zamanki gibi sevindirdi beni, gülümsetti, içimi ısıttı. Bunları duyan birisi “ne o yoksa aşık mısın?” deyiverse şaşırmayacağım. Cevap vereyim, yok değilim aşık falan. Ama çok seviyorum bu çocuğu ben ya…

Şimdi konuşurken de tekrar bahis açtık acayip maceravari tanışmamızdan, ne kadar ilginç bir gündü diye düşündüm yeniden ve gülümsedim kimbilir kaçıncı kez.

Baştan anlatayım: Geçen yazın bir kısmını yurtdışında geçirdim. Yurtdışından gelenlerin en kemikleşmiş ve elbette keseye uygun hediyelerinden biri de çikolatadır. E ben de elimi korkak alıştırmadım zira daha ufakken gittiğimde, dönerken az aldığım için bazı vermemiz gereken yerlere veremeyip sorun yaşamıştık. Neyse efendim, bu sefer fazladan çikolata ile birlikte oradan kendime epey sayıda üst baş aldığım için de valizim feci dolmuştu. Hatta şöyle söyleyeyim, ufak el çekçeklerinden aldım bir tane, onu da ağzına kadar doldurdum. Ama sorun şu ki; bu iki valizi tartıya koyduğumda en yüksek kiloyu 10 kilo kadar aşıyordu bavullar. E kilo başı 6 € desen, salak çikolatalar yüzünden resmen 60€ bayılacağım. Bunu da istemediğim için son gün otelden ayrılırken bazı çikolata vs. gibi şeyleri orada bıraktım. Üstüne de yazdım “lütfen alın, bagaj limiti yüzünden bırakmak zorunda kaldım” diye.

Sonracığıma binbir uğraşla havaalanına geldim. Erken de gelmişim, daha bizim banko açılmamış check-in için. Biraz uzağa bir yere oturdum bekliyorum gözüm bankoda. Bir yandan da düşünüyorum, sırada bir Türk bulup sorsam valizin ufağını size verebilir miyim diye… yok ya olmaz…nefret ederim öyle insanlardan, şimdi kendim mi yapıcam…cık. O zaman babalar gibi haşırt diye ödiycem parayı…Ya belki bankodaki eleman dertten anlar, çünkü bazen hiç para almayabiliyorlarmış insaflı birine denk gelirsen….
…derken bir çocuk geldi oturdu yanıma. Önce yanında oturan tiplerle biraz konuştu-galiba girişken bir tip kendisi. Sonra cep telefonunu açtı, telefon etti ve Türkçe konuşmaya başladı. Anladığım kadarıyla İstanbul’a gidecek, oradan da gece otobüsle Ankara’ya geçecek. Tahmin ettim benim uçakta olduğunu. Bir süre olur muydu olmaz mıydı falan dedikten ve check-in bankosunun da açıldığını gördükten sonra “pardon sizden bir şey rica edebilir miyim acaba?” dedim. Anlattım işte, kilo limitini aştım da, acaba siz benim ufak valizi alsanız olur mu falan diye. Şöyle bir duraksadı, sonra da “Bavulun içinde yasadışı bir şey yoksa neden olmasın” dedi. Ben de elbette olmadığını, isterse kendisine kimliğimi verebileceğimi falan söyledim. Hatta o esnada eğer kimlik isterse çalıştığım kurumdaki kimliğimi vereyim de ciddi bir yer olduğunu görsün, içinde kuşku kalmasın diye de düşündüm ama istemedi kimlik, beyanımı yeterli gördü.

Birlikte check-in sırasına yürüdük. Onun elinde sırt çantası var sadece, bir de dönmekte olduğu festivalin sandalyesi. Sırada necisin, ne iş yapıyorsun diye konuşurken bir farkettik ki, ikimiz de farklı kurumlarda aynı işi yapıyoruz, “titr”imiz aynı yani; ne güzel tesadüf. 
Check-in yapılırken görevli “birlikte oturursunuz herhalde” gibisinden bir şey söyleyerek bizi birlikte koydu uçağa. Sinir olduğumu itiraf etmeliyim. Tamam sağolsun çocuk valizi üzerine aldı ama yani kaç saatlik yolculukta nezaketen konuşmaya kasacağın biriyle birlikte oturmak da can sıkıcı bir durum. Halbuki benim kitabım vardı, ne güzel onu okuyacaktım ooooof!
Bu arada sonradan söylediğine göre o benim aksime, yanyana oturacağımızı öğrendiğinde rahatlamış, çünkü sonuçta hani olmaz ama, valizde bir şey çıkarsa hemen beni gösterip “onun valizi, ben bilmem” diyebilecek.

Neyse efendim bu çocukcağızın festival sandalyesini uzun diye almadılar, köşedeki bir yerden teslim etmek gerekiyormuş; o o tarafa doğru giderken ben de tuvalete gittim, sonra da su aldım(0.5 l ve 5 € !). Sonra içteki alana girdim-suyun yarısını içmemiştim ama atmak zorunda kaldım kontrolde; nağlet olsun. Neyse bari o kalın uzun çikolatalardan alayım diye duty freeye girdim. Parfümlerin fiyatlarına baktım-Strawberry‘den pahalı hepsi- sonra da çıkış kapısına doğru yollandım.

Oturdum orada bir banka, bekliyorum uçağa binmeyi. Bir yandan da şimdi çocuk gelirse gitsem mi yanına, gitmesem ayıp olur mu falan diye de düşünüyorum. Neyse bunu gördüm, benim ilerimdeki banka oturdu, telefonla konuşuyor, beni gördü, yanlış hatırlamıyorsam başıyla gel işareti yaptı. Ben emin olamadım, zira yabancı birinin yanında telefonda konuşmak pek de eğlenceli bir şey değil, o yüzden rahatsız etmek istemiyorum. Sonuçta gittim oturdum yanına. Bir şekilde başladı muhabbet; oradan buradan konuşuyoruz da konuşuyoruz. Bu arada uçağın kalkış saati geldi de geçti bile, hala bizi uçağa salmıyorlar. Biz ise bundan ancak çok az sıkıntı duyuyoruz, muhabbet güzel çünkü.

Nihayetinde uçağa bindik. Benim koltuğum ortadaymış, sağolsun bana cam kenarındaki yerini verdi. Bir süre Skylife’ı inceledik, bakındık falan, sonra yine başladı muhabbet. Ama bu sefer öyle bir muhabbet ki; birimiz boynuzlanmışız, diğerimiz sevgilisinden ayrılmak istiyor ama beceremiyor, yeni aşklara yelken açma ihtimali var birimiz için, uzun zamandır süre-meye-n bir aşk-meşk durumu ve belirsizlik söz konusu öbürü bakımından. Aaa bu arada babalarımız da aynı meslekteydi, hatta farklı dönemde de olsa, aynı okulda okumuşlardı; işte güzel bir tesadüf daha.

Kendini en iyi seni hiç tanımayan birine anlatırsın. Anlattıkça olaylara dışardan bakmaya başlar, yaptığın yanlışları, yapamadığın hamleleri farkedersin.
Zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım zamanlardan biriydi bu da. Sürenin bittiğinin farkına varmam ise ancak uçağın tekerleklerini yere koymasıyla oldu. Sonra çıktık birlikte valiz bekledik, pasaport kontrolü veeee kapıdan çıktık.

Sevgilim gelecekti beni almaya. Aslında ilk başta gelmeyecekti, sonra kavga ettik -ki onu da şimdi değil ama illa ki bir ara anlatmalıyım- ve kendisi inatla gelmek istedi, geldi de. Tabii gelip de beni çocuğa “haftaya gelince ara, kesin görüşelim” derken bulunca epey bozuldu. İkisini tanıştırdım, zavallı çocuk da bir garip oldu, sanırım kendisini fazlalık gibi hissettiğinden hemen de kaçtı zaten. Dönüp sevgilimi öpmeye çalıştığımda ise yüzünü çevirdi; epey sinirlendi demek oluyordu bu. Açıkçası çok da tınmadım.

O kadar güzel zaman geçirmiştim ki, havaalanından eve giden yol boyunca takside sırf yolculuktaki süper muhabbeti anlatmak istedim sevgilime ama kendimi frenlemek zorunda kaldım. Ne de olsa garip bir durumdu ve kendince sinirlenmekte haklıydı. Bu haklılık elbette “Nasıl saçma sapan adamlarla böyle deli muhabbet eder?” bakımından değil; uzunca süredir ayrı kaldığı sevgilisinin belki de tüm ilgisinin berikine yönelmesi bakımındandı.

Söyledim ya, tanımadıklarınla daha rahat konuşursun, hayatındaki bazı kişilere karşı hissettiklerini ifade etmede daha objektif olursun ve çoook içinden farkına vardığın, farkına varınca bulunmasın diye daha da derinlere gömdüğün duygular su yüzüne çıkar; eğer gerçekten içtenlikle paylaşıyorsan hislerini karşındaki yabancıyla. (Belki de genelleme yapmamalıyım. Sadece benim için de böyle olabilir bu, önemli değil)

Ondan sonra mesela hemen ertesi günü ayrıldım sevgilimden. Çünkü daha önce burada da ilişkilerle ilgili yazdığım gibi, birçok şeyin farkına varamıyordum ve daha da kötüsü, galiba varmak da istemiyordum. Onunla konuştukça su yüzüne çıkmaya başladı yapmam gerekenler. Ben de kendim için iyi olan şeyi yaptım; ayrıldım sevgilimden.

Uçak macerasından sonra bir kez daha görüştük; tam bir hafta sonra Taksim’de. Memleketim saydığım Ankara’dan gelmişti bir akrabasının düğünü için, o arada buluştuk. Muhabbete aynen kaldığımız yerden devam ettik. Sonrasında ise sıkça telefonda görüştük, şarkı yolladık birbirimize falan. Şimdi biraz azaldı aramızdaki iletişim. Lakin bu demek değil ki, ben onu unuttum, o da beni. İkimiz de birbirimizin aklındayız, biliyorum ben. Birbirimizde yerimiz çok ayrı, eminim.

Benim arkadaşlarım da, onun arkadaşları da “film gibi” yorumunu yapmışlar tanışmamız hakkında. Hatta benimkiler beni kızdırmak için “aşk” ibaresini de ekleyip “aşk filmlerindeki gibi” dediler bir süre ama kızmadım. Bu şirin çocukcağız için içimi ısıtıyor dedim ya yukarıda, cidden de hissettiğim şey tam olarak bu. İlk olarak uçaktan inmeye yakın hissetmiştim, sonrasında katmerlendi. Kendisi benden 2 yaş kadar küçük, o yüzden onu anaç duygularla seviyorum desem kimse garipsemez herhalde…
Hahaha ama “anaç” dersem epey yaşlanmış, koca teyze olmuşum gibi hissedeceğim. O yüzden epey yakın bir arkadaş gibi dersek daha iyi olacak galiba. Öyle dedim gitti hatta.

Eveeeet…Neden destan gibi uzun yazdım? Böyle “film gibi” bir anı ileride unutulup gitmesin, her ayrıntısı hatırlansın istedim de ondan.
Süper de yaptım bence, aferim bana 🙂

Reklamlar

Yol arkadaşım” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s